Arama:

Etiket Bulutu







‘yardım’

Balıkçıda bir gün…

25.11.2011

yasli_kadin

Adam akşam iş çıkışı eve gitmek üzere yola çıktı. İşyeri ile dolmuş duraklarının arası çokta uzak sayılmazdı. Paltosunun cebinden bir sigara çıkardı, yaktı. Derin bir nefes çekti ve yürümeye başladı.
Akşam trafiği heryer karışık, sıkışıktı. Kısa bir zaman sonra dolmuş duraklarına vardı. Köşede seyyar bir balıkçı bağırıyordu. Hadi istavrit 5 lira, istavrit 5 lira. Adam düşündü akşama balık yemek iyi olurdu. Hem kızıda, eşide çok severdi balığı. Kendide bayılırdı doğrusu, evde o sıcacık neşeli ortamda balık ziyafetine. Kardeş ver bakalım dedi 1 kilo istavrit. Balıkçı, beyim dedi; 1,5 olmazmı? Adam gülümsedi, belki param yok dedi. Balıkçı bunun üzerine canın sağolsun beyim dedi, canın sağolsun.

Balıkçı balıkları tartarken tezgaha, adamın yanına yaşlı bir teyze geldi. Üzeri başı halini anlatırcasına eski püsküydü. Evlat dedi, banada balık alırmısın? Tabii teyzeciğim dedi, adama seslendi, balıklar 3 kilo oldu, bir bana, 2 teyzeye tart bakalım. Balıkçı balıkları poşetlere koyarken teyze dedi adam, ekmeğin varmı senin. Yaşlı kadın sessiz kaldı, önce sözler çıkmadı ağzından .. Yok evladım dedi zorda olsa. Adam dur dedi, teyze az bekle. Koştu adam bir çırpıda o yoğun trafiğin içinden sıyrıldı, markete girdi, dört tane ekmek aldı. Aynı hızla geri döndü ekmekleride balıkları almış olan yaşlı teyzeye verdi. Sordu sonra, teyzeciğim başka bir ihtiyacın varmı? Kadın elini yırtılmaya yüz tutmuş kimbilir kaç yıllık olan pardesösünün cebine attı, adamın gözlerine baktı, utanıyordu, eziliyordu ve elinde olmadan bunu belli ediyordu. Adam gülümsedi o ne teyzeciğim bir bakayım dedi. Kadın cebinden bir ilaç şişesi çıkardı, evladım dedi birde şu gözdamlam var, alamıyorum 2 ay oldu. Ver dedi adam, teyzecim sen az daha dur bakalım burada. Tüm bunlar gerçekleşirken balıkçı şaşkın gözlerle olan biteni izliyordu ve duygulanıyor bir garip oluyordu. Tezgahında her zaman ilişik duran tabureyi aldı, otur dedi teyze o aslan parçası gelene kadar, kadın sağol evladım dedi oturdu. Eczaneye girdi adam bu ilaçtan varmı dedi.. Eczacı evet efendim dedi, raftan aynı şişeden bir ilaç aldı verdi. Bu defa acele etmedi adam, çünkü karşıkaldırımdaki teyzenin balıkçının taburesinde oturduğunu görmüştü. İçinden ah be dedi, ah yurdum insanı. Verdi ilacı teyzeye, bu defa sormadı ne var başka eksiğin diye, elini cebine attı ne kadar parası varsa verdi yaşlı kadına, öptü elini, bindirdi bir dolmuşa evine uğurladı. Kadın dua ediyordu adama Allah Razı olsun evladım diye ve ağlıyordu.

Adam tam dolmuşa yönelecekken durdu ve balıkçıyla gözgöze geldiler. Bu olaylar olurken balıkların parasını vermeyi unutmuş, dahası tüm parasını yaşlı kadına vermişti. Balıkçı gülümsedi, hadi abi uğurlar olsun. Konuşmaya gerek yoktu, durum meydandaydı, konuşmadan anlaştılar. İyi akşamlar diledi adam, dolmuşa yönelirken güleç bir yüzle, bir kaç adım daha attı yine durdu. Cebinde ne dolmuşa binecek ne eve ekmek alacak parası vardı. Düşündü şükretti haline, zaten şunun şurası evide en fazla yaya olarak 30 dk tutardı. Hafiften bir yağmur ciselemeye başlamıştı, sakin adımları hızlandı , hızlandı, hızlandı. Köşedeki telefon kulübesinin önünde durdu. Cüzdanından telefon kartını çıkardı, çevirdi tuşları, kızı çıktı karşısına, hadi babacığım neredesin diyordu meraklı meraklı.
Adam yavrum dedi geliyorum, annene söyle bu akşam balık yiyeceğiz. Kız olur babacığım dedi hadi çabuk gel. Adam tekrar eve yöneldi yağmurda artmıştı. Sıkı sıkı tuttu balık poşetini, bir eliyle rüzgarda uçuşan paltosunun yakasını kavradı, yürüdü, yürüdü.
Sonra durdu, kafasını göğe kaldırdı Allah’ım dedi sana şükürler olsun. Ne olur, bana bu gücü hep ver diye dua ederken, duygulandı, mahsunlaştı…..

Borcum ne kadar?

09.04.2010

sokaklambasi

Soğuk bir kış gecesinde eve dönerken, kaldırımın ortalık yerinde duran genç bir adama rastladım. Derin derin soluk alıyor ve düşmemek için yanındaki elektrik direğine sarılıyordu. Bir vitrine bakıyormuş gibi yaparak göz ucuyla onu seyrettim. Otuzbeş-kırk yaşlarında olmalıydı ve üstü başı da bir sarhoştan beklenmeyecek kadar temizdi. Yanından geçenlerden bazıları yüksek sesle konuşarak içki içmenin kötülüğünden bahsediyor, bazıları da sadece alaylı gülümsemelerle yetiniyordu. Yolun boşalmasını kolladıktan sonra yavaşça yanına sokularak:
-İyi misiniz? diye sordum. Bir ihtiyacınız var mı?
Zorlukla arayabildiği dudaklarından iniltiye benzeyen tek bir kelime çıkabildi:
-Hastayım…
Düşmemesi için bir kolunu beline dolayarak taksi beklemeye koyuldum. Akşam vakitlerinde kesilen kar yağışı tekrar başlamış, yavaş yavaş beyazlanmaya başlayan yollarda sokak köpeklerinin dışında bir hayat emaresi kalmamıştı.
Gece yarısını geçtiğimiz için araba bulmaktan ümidimi kestiğim sırada, yanımda bir taksi duruverdi. Şoföre durumu anlatarak acele etmemiz gerektiğini söyledim. Hastamızı zor da olsa arka koltuğa yatırarak hastahanenin yolunu tuttuk ve verilen serum tamamlanana kadar iki saate yakın bir süre başucunda bekledik.
Nöbetçi doktor, hastayı donmaktan kurtardığımızı ifade ediyor, kendine gelmekte olan genç adam ise gözlerimizin içine bakıp gülümsüyordu. Daha sonra hastamız kendine geldi ve onu şoförle birlikte tekrar arabaya bindirip evine götürdük. Hastamızın eşi, onun sık sık şeker komasına girdiğini bildiğinden müthiş bir paniğe kapılmış ve 5-6 yaşlarındaki yavrusunu da alıp sokağa fırlamıştı.
Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler ve sevinçle kucaklaştılar. Saatler süren yorgunluğumuz bir anda kaybolmuş, bize nasıl teşekkür edeceğini şaşıran o ailenin mutluluğu karsısında gözlerimiz dolu dolu olmuştu. Ellerimize sarılarak bizi uğurladıklarında, şoföre borcumun ne kadar olduğunu sordum.
-Borçlu değil alacaklısın dostum, dedi. Böyle bir iyiliğe beni de ortak etmekle borcunu zaten ödedin.

O mert adamla kucaklaşıp helalleşirken, artık gecenin ayazını duymuyor ve evime yürüyerek gitmek istiyordum.
Kim bilir? Belki de yolumun üzerinde yardımımı bekleyen bir insan daha bulabilirdim…

Rıfkı Amca…

22.05.2009

yoksulanne

Vakit gece yarιsι… Ortada ses sada yok… Uzaktan bir iki köpek havlaması duyuluyor o kadar… Rıfkı amcanın yüreği kıpır kıpır… Akşam üzeri hac işlemini birlikte yaptιrdιğι müstakbel hacι arkadaşlarιyla vedalaşmιş, evine gidiyor. Birkaç gün sonra Allah nasip ederse mukaddes topraklara doğru yola çιkacaklar… Bu duyguyu ailesi ve çocuklarιyla paylaşmak için aceleci…

Tenha sokakta ilerlerken, loş ιşığι henüz sönmemis bir evin önüne geldiğinde pis bir koku burnunun direğini kιrιyor.. Öyle pis koku ki, midesi bulanιyor. “Üüffff!” diyor gayri ihtiyari, “Bu ne pis bir koku Allahιm. Leş kokusu bu be…” Koku sebebiyle sağιna soluna bakιnιrken loş ιşιklι pencereden bir ses duyuyor ağlamaklι:

-Anne pişmedi mi daha?

Durup içeriye kulak kabartιyor… Duyduğu ses yüregini dağlιyor:

-Az daha sabret yavrum.. Az kaldι..

Bir başka çocuk sesi. Diğer kardeşi olmalι.

-Anne çok acιktιm.

-Tamam oğlum pişiyor işte.. Pis koku insanın midesini bulandιrιyor.. Öğürmemek için çaba gerek. Peki yavrularını teselli etmek isteyen annenin sesindeki mahzunluğa ne demeli… Rιfkι amca duramιyor:

“Ben altmιş yaşıma gelmiş bir ihtiyarιm. Merak ettim yahu. Bir gidip soracağιm.” diyor kendi kendine.. O zamanlar terör nerde, öyle anarşist nerde? Kimin aklına gelir art niyet… Üstelik biraz araştιrsan herkes birbirini tanιr. Hele Rιfkι amca ki, Erzurum’da bilmeyen çιkmaz.

Biraz da bu cesaretle burnunun direği kιrιlsa da çalιyor kapιyι. . Bir iki tιklatιyor tabii.. Sonunda kapι çekingen bir sekilde gιcιrtιyla açιlιyor..Tamam işte, o leş kokusu içerden geliyor. Ama artιk merak, kokuyu bastιrmιştιr. Kapι aralιndι iste.. Gencecik bir gelin.. Otuz, otuzbeş yaşlarιnda. Yüzüne yaşmak denilen cilbabını çekmis kapι aralιğιndan soruyor:

-Kim o?

-Benim kιzιm, ismim Rιfkι.

-Ne istersiniz?

-Yoldan geçiyordum. Sesler duydum. Halinizi merak ettim çocuğum.

O esnada, zaten çocuklar da annelerinin eteğinden tutarak kapι aralιğιndan bu meçhul adama bakιyorlar, niçin geldiğini anlamak istercesine… Rιfkι amca üstleri başları loş ιşιkta bile perperişan olan bu çocuklarιn halini görünce koyveriyor kendini. Dünyasi allak bullak oluyor.. Ne haccιn sevinci kalιyor yüreğinde, ne az önceki manevi heyecan. O yürek simdi bir sorumlulukla sarsιlιyor. Bu gece vakti iki küçük çocukla bu tenha sokakta loş ιşιğιn altιnda hayat mücadelesi veren bu sahipsiz genç kadιnιn halιnden sorumlu hissediyor kendini.

-Kimin kimsen yok mu kιzιm?

-Yok amca. Kocam öleli iyice naçar kaldιm.

-Evine misafir olabilir miyim?

-Buyur gel ama…

Cümlenin sonundaki “ama” nιn ne anlama geldiğini çok iyi biliyor Rιfkι amca. “Ne oturtacak misafir odam var, ne ikram edecek bir kahvem” denilmek isteniyor. Ne fark ederdi ki, Rιfkι amca ne misafir kösesine kurulmak, ne de kahve içmek istiyor. Onun tek derdi bu kimsesiz ailenin halini öğrenmek..Kapιdan içeri girer girmez dayanamayιp soruyor:

-Kιzιm bu pis koku ne Allasen.. Susuyor genç kadιn. Dudaklarι titriyor. Gözlerinden asağι inen yaşlarι fazla saklayamιyor. Başιnι kaldιrιp şöyle bir bakιyor, gece yarιsι belki de Allah tarafindan gönderilen nur yüzlü ihtiyara.

-Söyle yavrum çekinme söyle.

-Ölmüş köpek eti amca… Ardιndan hιçkιrιklarιnι koyveriyor anne. Çaresizligini anlatιyor:

-Çocuklarιm aç amca. Kimsem yok. Ne yapaydιm? Kime gideydim…

Rιfkι amca taş mι sanki? Kim dayanιr o hale? Koskoca adam, çocuklugundan beri ilk kez hιçkιrarak ağlιyor, hem de çocuklar gibi:

-Allahιm affet… Allahιm affet!..Çocuklar melül melül annesiyle birlikte ağlayan ak saçlι adamιn yüzünden aşağι süzülen yaşlara bakadursunlar,

Rιfkι amca ani bir kararla anneyi omuzundan tutuyor:

-Tamam kιzιm, artιk ben yanιndayιm. Sen benim kιzιmsιn, bunlar da torunlarιm. Hemen indir o leşi ocaktan. Bekleyin ben yarιm saate kalmaz gelirim.

Kimsede konusacak hal yok. Rιfkι amca kapιdan çιkar çιkmaz, ardιndan atlι kovalarcasιna koşuyor. Hem koşuyor hem söyleniyor:

-Hacca gitmiyorum bu sene… Hacca gitmiyorum… Allahιm affet…Hacca gitmiyorum…Kendi evine vardιğιnda evdekilerin yüreği ağzιna geliyor. Eyvah, babalarιna ne oldu? Öyle ya Rifkι amcanin göğsü körük gibi inip kalkιyor.

-Baba, bu ne hal.

-Hemen dediğimi yapιn!

-Tamam da baba?

Ardιndan talimatlar yağdιrιyor herkese:

-Hanιm, kullanmadιğιn ne kadar tabak çanak varsa hepsini çιkart. Yastιk yorgan, halι kilim ne varsa çιkartιn.

Bu telaş üzerine Rιfkι amcanιn diğer çocuklarι da başιna üşüşüyor. Ama baba bu….

Kimse bir isteğini ikileyemez. Öyle bir saygι var o zaman. Rιfkι amca ogluna, kιzιna, torunlarιna emirler yağdιrιyor tatlι tatlι:

-Sen badana boya için kireç vs tedarik et; sen keser çekiç çivi falan ayarla.

-Sizler yastιk yorgan çarsaf çιkartιn. Sen un yağ seker gibi erzak hazιrla… Haydi hemen yola çιkacağιz!”

Eyvaah” diyor aile, “Rιfkι amca hac sevdasιyla aklιnι oynattι. Gece gündüz hac için hazιrlιk yapan bu adam birden ne oldu da bu hale geldi? Tamam bu iş burda bitti” diyor aile. Ama bakalιm ne olacak?

Yarιm saat sonra baba önde, yastιk yorgan, mala çekiç, tencere tabak, ailesi ardιnda. Rιfkι amca yine aynι heyecanla kapιyι tιklatιyor.

“Geldik yavrum, geldik!” diyor… Rιfkι amcanιn ailesi gördüğü manzara karşιsιnda şaşkιn. Herkes nerdeyse küçük dilini yutacak… Ama az sonra isin sιrrι anlaşιlιyor… Bu kez görev taksimatι hemen oracιkta yapιlιyor. Mağdur anne ve çocuklarι hemen Rιfkι amcanιn evine misafir olarak götürülüyor… Çocuklarιn yemekleri hazιrlanacak. Güzelce yιkanιp temizlenecek ve karιnlarι doyurulacak…Orda kalanlar da kadιncağιzιn evini oturacak hale getirecekler… Sabaha kadar evin altι üstüne getiriliyor… Biri kapιyι pencereyi tamir ediyor. Biri boyayι badanayι başlatιyor… Yastιklar yorganlar yerleştiriliyor… Kilimler seriliyor. Ev sabaha bayram evi gibi hazιrlanιyor. Sabah ezanlanιyla birlikte hersey tamam…

Rιfkι amca ertesi gün huzura kavusmuş, belli… Sakinleşmis halde, anne ve çocuklarιnι tekrar evinde ziyaret ediyor. Erzak getirilmiş çuval çuval… Ayrιca hacca gitmek için ayιrdιgι parayι da genç anneye teslim ediyor.

-Amca Allah senden razı olsun. Allah gönlüne göre versin…

Birkaç gün sonra… Haci adaylarι yola revan oluyorlar… Rιfkι amca arkadaşlarιnι yolcu ederken, O mübarek topraklara gidemediği için yüreği buruk biraz ama, çaresiz bir annenin imdadιna yetiştiği için de çok huzurlu.