Arama:

Etiket Bulutu







‘yol’

Hikmet Taşdemir

18.11.2010

himettasdemir

2 Şubat 1942 Erzurum doğumludur. Sinemaya geç başlamıştır. Hayat gailesi ile kendisini İstanbul’da buldu.
1971 yeşilçama adımını atmış özellikle Yılmaz Güney’in filmlerinde ki performansları ile yıldızı parlamıştır.
Sıklıkla oynadığı katil, kabadayı, tetikçi gibi rollerle sıradan bir figuran değil, iyi bir karakter oyuncusu olduğunu kanıtlamıştır.
Hikmet Taşdemir, hep ikinci adam. Pis işlerin ihtiyaç duyulan bitirim ismi. Siyah deri eldivenli profesyonel katil, tetikçi.
Kamçı, kırbaç gibi alet edevatı insan üzerinde kullanabilen bir kahya, bir siyah gözlüklü gölge adam..
Dünyayı Kurtaran Adam (Sihirbaz), Yol (Şevket), İnsan Avcısı, Umutsuzlar, Baba, Battal Gazi’nin Oğlu (Vasilyos), Hakanlar Çarpışıyor, Asiye Nasıl Kurtulur (Kara Mustafa) ve listemiz uzayıp gider.
Hala aktif olarak oyunculuk yapan Hikmet Taşdemir ekmek parasını dizilerden çıkartıyor.

hikmet_tasdemir8   hikmet_tasdemir9   hikmet_tasdemir3hikmet_tasdemir2   hikmet_tasdemir7   hikmet_tasdemir61

Tarık Akan

16.11.2010

tarik_akan7

Anne babasının koyduğu adıyla Tarık Tahsin Üregül, bir abla ve bir ağabeyden sonra üçüncü çocuk olarak 13 Aralık 1949 yılında İstanbul’da doğdu. Babası subaydı. 20 yaşına kadar da bir subay çocuğu gibi yaşadı. Lise çağına kadar Anadolu’yu dolaştıktan sonra ilk gençlik yıllarında babasının emekliliği ile İstanbul’a, Bakırköy’e geldiler. Asker çocuğu olduğu kadar halk çocuğu da oldu. Bu yüzden işportacılık, cankurtaranlık gibi işleri gocunmadan yaptı.

Liseden sonra makine mühendisliğinde okumaya başladı. Ve okulun ikinci sınıfında biraz heves, çokça da maddi beklentilerle Ses Dergisi’nin ‘‘artist’’ yarışmasına girip birinci seçildi. İşte Tarık Akan’ın hayatı 1970 yılında yapılan bu yarışmadan sonra değişti.

1970-1975 arası Tarık Akan’ın yılda 12 film çektiği dönemdi. Emel Sayın’la ‘‘Mavi Boncuk’’u, Hülya Koçyiğit’le ‘‘Sev Kardeşim’’i, Hale Soygazi ile ‘‘Gece Kuşu Zehra’’yı, ‘‘Hababam Sınıfı’’nı bu yıllarda çekti. Sonra ‘‘değişirken yok olmayı’’ göze aldı ve mesajı olan filmler yapmaya karar verdi. Bu kararın ilk ürünü Nehir, onu Cüneyt Arkın’la birlikte oynadığı ‘‘Maden’’, ‘‘Sürü’’, ‘‘Yol’’, ‘‘Kanal’’ gibi filmler izledi. ‘‘Artık salon filmlerinde oynamayacağımı söyleyince Yeşilçam kendisine ambargo koydu. 1,5 sene film yapamadı.. Maden’i de kendi kurduğu film şirketi üzerinden çekti. O dönem iki starın aynı filmde oynaması büyük olaydı. Afişte Cüneyt Arkın’ın adının istediği yere yazılmasını, istediği rolü seçmesini kabul etti. O dönemin devrimci filmlerinden biriydi. Çok da iyi iş yaptı.

Tarık Akan, bir zamanlar öğrencisi olduğu Bakırköy’deki Taş Mektep’i, İngilizce ağırlıklı öğretim yapan bir ilköğretim okuluna 1990 yılında dönüştürdü. Tüm zamanını bu okula ayırdı. Kendini sinemacı olarak tanımlayan birinin senelerdir sinema adına çok da fazla bir şey yapmaması Tarık Akan’ı üzmedi dersek ona haksızlık etmiş oluruz.


Akciğer kanseri olan Akan, tedavisini İstanbul’da sürdürmekteyken, 16 Eylül 2016 tarihinde hayatını kaybetti.

tarik_akan12   tarik_akan9   tarik_akan23tarik_akan4   tarik_akan10   tarik_akan24

Yılmaz Güney

16.11.2010

yilmaz_guney10

1 Nisan 1937 tarihinde Adana’nın Yenice köyünde doğan ve 9 Eylül 1984 tarihinde Paris’te ölen Kürt asıllı yönetmen, sinema oyuncusu, senarist ve öykü yazarı. Özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.

1937 yılında, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Adana’da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul’a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz’ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı. 1959 yılında Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik isimli filmlerin hem senaryosunu yazdı hem de filmlerde rol aldı. Karacaoğlan’ın Karasevdası’nda da yönetmen yardımcılığı yaptı. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılandı ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm oldu.

İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çekti. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir “Anadolu çocuğunun” otoriteye başkaldırısı vardır. Çirkin Kral lakabını da o dönemde alır. Yine bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad’ın yönettiği ve kendisinin yazdığı Hudutların Kanunu’dur. Ardından, Aç kurtlar (1969), Umut (1970), Umutsuzlar (1971), Acı (1971), Ağıt (1971) gibi ülke gerçeklerine değinen ve ezilen insanı odak olarak alan filmler izledi.

Yılmaz Güney, 1972 yılında yardım ve yataklık suçundan 2 yıl hapse mahkûm edildi. İçeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974’te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl Arkadaş filmini çekti. Yine aynı yıl Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu’yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976’da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta yarı açık cezaevinden yurtdışına firar etti. Fransa’ya kaçtı ve yaşamının geri kalanını orada geçirdi.

Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde yazdığı Zeki Ökten tarafından çekilen Sürü ve yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından Yol çekildi.Cezaevindeyken Güney adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol’un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali’nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Duvar filmini Fransa’da çekti. Duvar onun son filmi olmuştur.

1984’te Mide kanserinden ölen Yılmaz Güney, son yıllarını Paris’te geçirdi ve ölümünden sonra Paris’te bulunan “Père Lachaise Mezarlığı” na gömüldü.

yilmaz_guney5   yilmaz_guney1   yilmaz_guney4yilmaz_guney6   yilmez_guney9   yilmaz_guney2

Buzlanmış yollara niçin tuz dökülüyor?

25.12.2009

car icy road

Kışın çok kar yağışı alan bir bölgede yaşıyorsanız, karayolları görevlilerinin yollardaki buzlanmayı gidermek için tuzu kullandıklarını görmüşsünüzdür. Ancak tuz aynı zamanda dondurma yapımında da kullanılmaktadır. Peki ama tuz, bu iki ters gibi görülen işlevi nasıl becermektedir?

Herkesin sandığının aksine tuz suyun içinde şekerin eridiği gibi erimez. Tuz buzun içine girince onu çözer. Tuz yine kalır ama buz çözüldüğü için artık o su değil, tuzlu sudur ve erime noktası saf sudan daha düşüktür. Buzlanmış yollara tuz döküldüğü zaman, tuz önce buz ile çözümlenerek bir buzlu su tabakası oluşturur ve bu çözeltinin donma noktası düşük olduğundan, sıfırın altındaki sıcaklıklarda bile donmadan kalabilir. Günümüzde ABD`de üretilen tuzun yüzde 45`i yollardaki buzun eritilmesinde kullanılmaktadır.

Bilindiği gibi su, sıcaklığı sıfır dereceye varınca donar. Suya tuz ilavesi ile bu donma sıcaklığı da düşer. Suya yüzde 10 tuz ilavesi donma sıcaklığını -6 dereceye indirir. Yüzde 20 tuz karıştırılmış su ise -16 derecede donar. Ancak yolun veya buzun ısısı -16 dereceden de az ise artık tuzun erimede pek etkisi olmaz, sadece buzun üstünde kalarak tekerleklerin kaymasını azaltabilir.
Dondurma yaparken de karışımın çevresinde çok düşük ısıya ihtiyaç vardır. Dondurma karışımının etrafındaki ısının çok düşük olması, ancak bu düşük ısıda karışımın donmaması gerekir. Burada eklenen tuz karışımın sıfır derecenin altında bile donmadan dondurmanın oluşturulmasını sağlar.